Modern  tıpta gerek romatizma, gerek damar hastalıkları, gerekse diğer birçok hastalığın medikal yani ilaçlı tedavisinde üzerinde yıllar süren araştırmalar yapılmış, kobay ve insan denekleri üzerinde aşama aşama etkinliği denenmiş, yan etkileri - etkinliği - dozajı vs.. belirlenmiş ve sağlık bakanlıklarından ruhsat almış ilaçlar kullanılır ve doğrusu da budur. Ancak şu da unutulmamalıdır ki modern tıpta kullanılan ilaçların çok büyük kısmı bitkilerden doğal yada sentetik yolla üretilir yani bitkiler aslında ve aynı zamanda ilaçtırlar. Bütün mesele bitkileri tedavide kullanırken ilaçların yerine kullanmamak yani onları bırakmamak,  doktorların ve bitki konusunda uzman kişilerin tavsiyelerine göre kullanmak ve kesinlikle merdivenaltı tabir edilen kötü hijyenli veya ruhsatsız yerlerden bitki almamak.

Şimdi biraz bitkisel tıptan bahsedelim dilerseniz...


Bitkisel ilaçların bütün dünyadaki toplam pazar payının 2000 yılı için yaklaşık 60 milyar dolar olduğu tahmin edilmektedir ve bu, dünyadaki yıllık ilaç pazarının yaklaşık % 20'sini oluşturmaktadır. Dünya Sağlık Organizasyonu (WHO) 2000 yılındaki raporunda, Avrupa, Avustralya ve Kuzey Amerika'da yaşayan insanların yaklaşık %50'sinin alternatif-destekleyici tedavi metodlarından (CAM) birini kullandıklarını ve bu metodlar içinde en çok kullanılanın da bitkisel ilaçlar olduğunu açıklamıştır. Aynı raporda Çin'de kullanılan bitkisel ilaçların, aynı ülkede total olarak kullanılan ilaçların yaklaşık %30-50'sini oluşturdunu ve ekonomik açıdan daha sıkıntılı olan ülkelerde ise (Afrika kıtası gibi) halkın halen geleneksel tedavi metodlarını kullandığı ifade edilmiştir.

Bitkilerin ilaç olarak kullanılması yazılı tarihten öncesine dayanmaktadır. 60.000 yıllık Kuzey Irak'ta ortaya çıkarılan bir Neandertal kazısında 8 bitki türüne ait polenler bulunmuştur. Bu bitkilerden yedisi günümüzde bitkisel ilaç olarak da kullanılmaktadır. Eski Çin, Mısır ve Asur yazılarında bitkisel tedavi ile ilgili detaylı açıklamalar bulunmaktadır. Hipokrat, bitkilerin kullanılmasını önermiştir. Halen günümüzde de geçerliliğini korumakta olan ve MÖ I. yüzyılda Yunan doktor Pednios Dioscorides tarafından yazılmış olan De Materia Medica, ilk Avrupa kökenli sistematik bitki kitabıdır.

Dünya Sağlık Örgütü, 1985 yılında tüm nüfusunun %75'inin veya 4milyar insanın tıbbi gereksinimleri olarak bitkilere güvendiklerini ortaya koymuştur. Bitkilerin ilaç olarak düzenlendiği ve kabul edildiği Almanya'da normal modern ilaçların yanısıra bu tür ürünler de sıklıkla reçete edilmektedir. 1988'de Almanya'da E Komisyonu kurulmuş ve bitkisel ilaçların güvenilirliği ve etkinliği ciddi olarak ele alınmış ve incelenmiştir. Bu komisyon, geleneksel bitki kullanımlarını gözden geçirmekte, herhangi bir etkisi olduğu iddia edilen bir bitki için bilimsel bir kaynak olup olamayacağını araştırmakta ve izin verilebilecek dozları ve kullanım alanlarını belirlemektedir. Bu komisyon 400'den fazla bildiri yayınlamış ve 200'den fazla bitkinin kullanımını onaylamıştır. Almanya'da en çok reçete edilen 100 ilacın ilk altısı bitkisel ilaçtır.

Almanya'nın aksine ABD'de bitkisel ilaçların kullanımı ve satışı ile ilgili herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Bugün ABD'de bu tür ürünler diyete ek ürün (dietary supplement) olarak adlandırılmakta ve bu ürünlerin satımı için herhangi bir koşula uymak gerekmemektedir. FDA herhangi bir ürünün satışını durdurmadan önce o ürünün zararlı olduğunu kanıtlamak zorundadır. 1994 yılında yazılan The Dietary Supplement Health and Education Act, vücut yapı ve fonksiyonlarında ek aktivite gösterdiğini iddia edebilmelerine olanak tanımıştır. Bu iddialar kutuda etiketlerde yer alabilmekte ancak herhangi bir hastalığı tedavi ettiği, iyileştirdiği veya önlediği iddiasında olmayıp güvenilebilir ve yanlış yönlendirici olmamak zorundadır ve şirketin dosyalarında bilimsel kanıtları bulunmalıdır. Bu nedenle de Amerikan kökenli bu tür ürünlerin etiketlerinde " This statement has not been evaluated by the Food and Drug Administration" yazısına rastlarsınız.

Birleşik Devletler Farmakopesi (United States Pharmacopeia (USP)) ve Ulusal Kodeksi (National Formulary) (USP24-NF19), FDA ile sıkı işbirliği içinde çalışarak 8 bitkisel ek ürün için düzenleyici standartlar belirlemiştir: ahırkarha (bir çeşit krizantem) (Tanacetum parthenium) (feverfew), sarımsak (Allium sativum) (garlic), ginkgo (Ginkgo biloba), Asya ginsengi (Panax ginseng), papatya (Matricaria chamomilla) (chamomile), hurma (saw palmetto), binbirdelik otu (Hypericum perforatum) (St. John's wort) ve toz kedi otu (valeryen). USP diğer bitkisel ürünler içinde çalışmalar yapmaktadır.
Uyulması gereken yol klasik (modern) tıbbın bittiği yerde alternatif (tamamlayıcı) tıp başlanmasıdır. Fakat bazı hastalıklarda hem modern tıp hemde alternatif (tamamlayıcı) tıp birarada kullanılailinir ve faydası olur. Alternatif (tamamlayıcı) tıp asla ve asla tek başına bir tedavi sistemi değildir. Aktarlarda alınan bitkiler veya herbalistlerin ürettiği ve piyasaya sürdükleri kapsüller tek başına hastalıklara fayda vermez. Piyasada azeri-gürcü veya mahalle arasında kendilerine bioenerjist denilen kişiler alternatif (tamamlayıcı) tıp'çılar değildirler. Alternatif tıp eğitimleri, modernt tıp eğitimlerinden daha ağır ve sorumlulukları daha geniştir. Profesyonel bir alternatif (tamamlayıcı) tıp eğitmeni modern tıbbı'da çok iyi bilmesinin yanında, etiksel anlamda hasta haklarını çok iyi bilmek zorunda olduğunu da bilmelidir. Bu nedenle bitkisel ilaçları da sağlık ve tarım bakanlığından ruhsat almış olanlardan seçmeli ve uzmanının tavsiyesiyle kullanmalıyız.

Bitkilerden çarpıcı örnekler ;


Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Bugun halen Kansere karşı kullanılmak üzere yeni aktif maddeler bulmak için bilim adamları gittikçe artan bir ilgiyle geleneksel yöntemlerde kullanılan şifalı bitkileri incelemektedirler.

Bugün Almanya'da modern tıp ile destekleyici tıp birleştirilmiştir. Batı tıbbı, Doğu tıbbı ile yan yana uygulanmaktadır.  2001 yılında, yani bir yılın içinde, bir kantaron otu Almanya'da 40 milyon doktor reçetesine girmiştir

Belli bir hastalıkta, bir belirtide, faydalı olabileceğini öngörülen molekülün ilaç haline gelebilmesi için, önce klinik öncesi (preklinik) çalışmalarının yapılması gerekmektedir. Bu aşamada deney hayvanlarından elde edilen çeşitli dokularda (in vitro izole organ), çeşitli hücre suspansiyonları veya kültürlerinde, deney hayvanlarında geliştirilen çeşitli hastalık modellerinde sözkonusu molekülün etkililiğiyle ilgili çalışmalar yapılır. Ayrıca bu dönemde çeşitli deney hayvanlarında molekülün kısa ve uzun süreli kullanımıyla toksisite deneyleri yapılır. Bu aşamalardan başarıyla geçen molekülün etkililiği ve güvenliliği kısıtlı sayıda insan üzerinde denenmeye başlanır.

Faz çalışmaları diye bilinen klinik ilaç araştırmalarının ilk aşaması (Faz I çalışmaları), bazı özel durumlar haricinde, gönüllüler üzerinde yapılır ve molekülün dozu, farmakokinetiği ve güvenliliği konusunda bilgi edinilir.

Faz II çalışmaları ise ilaç olmaya aday molekülün ilk defa hastalarda denendiği ve doz aralığı, etkililik ve güvenlilik konusunda bilgiler edinildiği çalışmalardır.

Faz III çalışmaları ise daha fazla sayıda hasta üzerinde ve çok merkezli olarak yapılan çalışmalardır.

Bu aşamalardan başarıyla geçen molekül, ülkenin sağlık otoritesinden gerekli izinleri aldıktan sonra ilaç olarak piyasaya çıkmakta ve insanlığın hizmetine sunulmaktadır. Bu zorlu süreç yaklaşık 8-13 yılı ve 0.8 milyar doları bulabilen araştırma-geliştirme harcamasını gerektirmektedir.

Özetle bitkiler sağlığımızın vazgeçilmez destekçileridir, binlerce yıldır insan onlarla ifa bulmuştur ve günümüzde tekrar şifalı bitkilere dönüş başlamıştır. Şifalı bitkileri gerek hasta olmadan sağlımızı koruma ve güçlendirme amacıyla, gerekse hasta olduktan sonra ilaçlara destek veya ek olarak uzman kontrolünde kullanabiliriz.




Google Arama
Sitemde Arama
Myromax.Com. Her hakkı saklıdır.  Kasım 2009.  ®  Powered by Kemal ASLAN

http://www.myromax.com


Visit Counter
www.isyazilim.com